ÇAĞDAŞ SAĞLIK SİTESİ-1
  Ana Sayfa
 

 



AKCİĞER KANSERİNİN NEDENLERİ
 

 

Akciğer kanserinin en önemli nedeni sigaradır. Bunu radon ve asbest (amyant) izler. Ancak, sigara, radon ve asbestten başka da kanser riskini artıran pek çok faktör vardır. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, akciğer kanserine neden olan etkenleri anlattı.

Hava Kirliliği

Hava kirliliğinin de akciğer kanseri için bir risk faktörü olabileceği ileri sürülmektedir. Bunun en önemli kanıtlarından biri, akciğer kanserinin hava kirliliğinin yoğun olduğu ülkelerde ve şehirlerde daha fazla görülmesidir.

Çeşitli araştırmalarda, hava kirliliğine neden olan kükürt dioksit, azot dioksit gibi maddelerin sigara dumanındaki kanserojenik maddelerin etkilerini artırdıkları saptanmıştır. Dizel egzostuna ve petrol yanma ürünlerine maruz kalan kişilerde akciğer kanseri riski yüksektir.

Meslekler

Akciğer kanserinin bazı meslek sahiplerinde daha fazla görüldüğü eskiden beri bilinir. Meslekleri nedeniyle uranyum, arsenik, krom, nikel, kadmiyum, alüminyum, berilyum gibi maddelerle uğraşanlarda akciğer kanseri riski yüksektir.

Arsenik

Arsenik toprak doğal olarak bulunur ve buradan içme sularına karışabilir. Arsenikle kirlenmiş suların içilmesi de akciğer kanseri riskini artırır. Sigara da içilmesi riskin katlanarak artmasına neden olur.

Beslenme

Sigara içen ve az miktarda sebze ve meyve tüketenlerde akciğer kanseri daha sık görülmektedir.

Beta-karoten

Özellikle de beta karoten içeren besinlerin kansere karşı koruyuculuk özelliklerinin daha fazla olduğu saptanmıştır. Beta karoten vücutta A vitaminine dönüşerek etkili olur. Beta karoten içeren besinlerin başlıcaları, havuç, kayısı, kavun, böğürtlen, şeftali, balkabağı olmak üzere tüm sarı ve kırmızı ile yeşil renkli meyve ve sebzeler, lahana, bezelye ve patatestir. Bu maddenin ısı ve ışığa karşı duyarlı olduğu ve mikrodalga fırın dışında her türlü pişirme yöntemiyle kayba uğrayacağı unutulmamalıdır.

Diğer besinler

Beta karoten dışında, kısaca antioksidanlar olarak bilinen E ve C vitamini, folik asit ve selenyumun da hem akciğer ve hem de diğer kanserlere karşı koruyucu etkileri olabileceği konusunda araştırmalar vardır.

Akciğer Hastalıkları

Akciğerde harabiyete ve bağ dokusu artışına neden olan hastalıklar da akciğer kanseri için risk oluşturur. Bunlar içinde en önemlileri eskiden geçirilmiş olan tüberküloz (verem), zatürree ve fibrozistir. Kronik bronşiti olanlarda da kanser riski fazladır.

Genetik Faktörler

Akciğer kanseri genetik bir hastalık olmamakla beraber, kansere yatkınlık sağlayan bazı özellikler vardır. Mesela, sigara içenlerin hepsi değil %1-15 i akciğer kanserine yakalanmaktadır.

Ayrıca, bazı ailelerde akciğer ve diğer kanserler daha sık görülebilmektedir. İzlanda da 1955-2002 yılları arasında akciğer kanseri olan 2756 kişi üzerinde yapılan bir araştırmada akciğer kanserli kişilerin kardeşlerinde bu hastalığın görülme riski 3.5 misli, çocuklarında 3 misli, hala, dayı, amca, teyze, kuzen gibi yakınlarında ise 2 misli yüksek bulunmuştur.

Son yıllarda yapılan araştırmalar, akciğer kanserinin ortaya çıkmasında genetik faktörlerin (onkogenler, tümör baskılayıcı genler ve DNA tamir genleri) çok önemli olabileceğini göstermektedir.
 
 
 
 
 
                    MİGREN

 
Migren, nörolojik, gastrointestinal ve otonom değişikliklerin çeşitli şekillerde eşlik ettiği primer epizodik (bölüm) bir baş ağrısı bozukluğudur. Nörolojik muayeneler, görüntüleme ve laboratuvar incelemeleri genellikle normaldir ve bunlar daha korkutucu diğer klinik hastalıkların nedenlerinin dışlanmasında yarar sağlar.

A) Migren Atağının Tanımı: Migren atağı, baş ağrısından saatler veya günler öncesinde ortaya çıkan prodrom evresi, baş ağrısının hemen öncesinde oluşan aura evresi, baş ağrısı evresi, baş ağrısının düzelme evresi şeklinde dört bölüme ayrılabilir. Migren tanısı için zorunlu olarak bulunması gereken bir evre bulunmamaktadır.

1) Öncü Fenomenler (Prodrom) Evresi: Baş ağrısından önceki saatler veya günler içerisinde öncü fenomenler görülür. Hastalar çoğunlukla duygudurumlarında ya da davranışlarında aniden ortaya çıkan psikolojik, nöroloji, otonomik veya bünyesel özellikler gösteren tipik değişikliklerden yakınırlar.

2) Aura Evresi: Migren aurası, migren atağının öncesinde, atakla beraber veya ender olarak atak sonrasında görülen fokal nörolojik belirtilerin karışımıdır. Bu belirtiler genellikle 5 ile 20 dakika içinde gelişir ve çoğunlukla 60 dakikadan kısa sürer. Baş ağrısı sıklıkla auranın bitiminden sonraki 60 dakika içinde ortaya çıksa da bazı durumlarda birkaç saat gecikebilir ya da hiç ortaya çıkmaz.

Hastaların büyük bir kısmı aura ile baş ağrısı arasındaki sürede kendilerini normal hissetmez. Korku, bedensel yakınmalar, duygudurum değişiklikleri, konuşma ve düşünce bozuklukları veya çevreden soyutlanma hissi görülebilir

Oluşan görsel bozukluklar arasında görme alanında kör noktalar, basit ışık çakmaları, noktalanmalar ya da geometrik şekiller sayılabilir. Bunlar aynı zamanda görme alanı boyunca hareket edebildiği gibi görme alanında tireşimler veya dalgalanmalar da olabilir. Belirtilen görsel bozuklukluklar baş ağrısı ile birlikte görülür.

Görme dışı bozukluklar arasında vücut kısımlarını algılamada ve kullanmada bozukluklar, konuşma ve dil bozuklukları, karmaşık rüya veya kabus hali görülebilir. İşitsel auralar nadiren tek başına görülür, daha çok görsel bir aurayı takiben ortaya çıkar.

3) Baş Ağrısı Evresi: Migrende tipik baş ağrısı tek taraflı, zonklayıcı, orta-ağır şiddette olup fiziksel aktivite ile şiddetlenir. Migren tanısı koymak için bunların hepsi birlikte gerekmez. Ağrı, başlangıcından itibaren iki taraflı olabilir ya da tek taraflı başladıktan sonra diğer tarafa yayılabilir. Ağrı gündüz veya gece her zaman ortaya çıkabilir

Baş ağrısının şiddeti büyük farklılıklar gösterese de ortalama olarak 0 ila 10 arası şiddet değerlendirmesinde 7-8 arasındadır. Çoğunlukla hastalarca zonklayıcı şekilde görülür ancak bu, başka baş ağrısı tiplerinde de görülebilir. Fiziksel aktivite veya başın basit hareketleriyle bile şiddetlenir.

Migren ağrısı her zaman başkaca özelliklerle birlikte bulunur. Anoreksi sıkça görünse de bazı yiyeceklere (örn: çikolata) istek hali de olabilir. Hastaların tamamına yakınında (%90 gibi) bulantı olur, buna karşılık bunların 1/3 ünde kusma meydana gelir. Yine hastaların çoğunda fotofobi (ışıktan korkma), fonofobi (sese karşı hassasiyet), osmofobi (kokulardan rahatsızlık) gibi, duyularda belirgin duyarlılaşma ortaya çıkar, hasta karanlık ve sessiz bir oda arar.

4) Düzelme Evresi: Ağrı giderek azalır ve kaybolur. Hasta kendini yorgun huzursuz ve kayıtsız hissedebilir, konsantrasyon azalması, kafa derisinde hassasiyet, duygudurum değişiklikleri görülebilir. Buna karşın, bazı hastalar ise kendini aşırı derecede iyi ve yenilenmiş hissedebilir; bazıları ise depresif ve hasta gibi hissedebilir.

B) Migren Sendromları:

1) Aurasız Migren (Basit Migren): Beyinde yaygın veya tek taraflı zonklayıcı baş rahatsızlığı ile karakterize, aralıklı bir sendromdur. Ağrı özellikleri; tek taraflılık, zonklayıcı nitelik, orta-ağır şiddet ve rutin fizik i aktivite ile artma sayılabilir. Ataklara bulantı, kusma, fotofobi (ışıktan rahatsız olma), fonofobi (gürültüden rahatsız olma) ve/veya iştahsızlık, baş ağrısına eşlik edebilir. Bütün bu belirtilere rağmen yine de migrenin diğer nedenleri dışlanmalıdır.

Mİgren 3 günden daha uzun sürerse migren statusu terimi kullanılılr. Bazen hastayı sabaha karşı uyandırabilmekte ise de günün veya gecenin herhangi bir saatinde başlayabilir. Atakların sıklığı çeşitlilik gösterir; hayatta birkaç kez olabilirkenhaftada birkaç kez de olabilir. Ortalama bir migren hastası ayda bir veya iki kez baş ağrısı çekebilir. Beyin tümörleri, sinüzit ve glokom ve birçok organik hastalığın migreni taklit eden baş ağrılarına neden olabilir..

2) Auralı Migren (Klasik Migren): Tamamen düzelen bir veya daha fazla nörolojik belirti, auranın 4 dakikadan uzun sürede gelişmesi, auranın 60 dakikadan kısa sürmesi ve auranın ardından baş ağrısının başlamasına kadar geçen sürenin 60 dakikadan kısa sürmesi gibi sayılabilecek dört özellik görülebilir. Auralı migreni olan hastaların çoğunda aurasız migren atakları da görülebilir. Sıklıkla görme yarı alanı içinde geometrik biçimde olan renklerin, canlı görsel ışık dizileri şeklinde aura ile ortaya çıkmasıdır. Zonklayıcı baş ağrısı genellikle görsel bulguların karşı tarafındadır ve hastada bulantı, kusma, fotofobi, fonofobi ve iştahsızlık olabilir. Aura lı migren görme alanı bozuklukları ve hemisensoriyel kayıp gibi geçici nörolojik bozukluklarla birlikte olur. Aura tipik ve hep aynı özellikleri gösteriyorsa, arkasından gelen baş ağrısı migrenöz özellikleri göstermese de auralı migren tanısı konabilir. Migren aurası, küme baş ağrısı gibi diğer baş ağrılası tipleriyle birlikte de görülebilir.

C) Tedavi: Etkin migren tedavisi öncelikle doğru tanı konması, bunun hastaya açıklanması ve hastanın herhangi bir rastlantısal başka bir hastalığı olması durumunda buna ilişkili bir tedavi planı oluşturulması ile başlar. En rahatsız edici belirtilere en uygun müdahale şeklinin bulunması amaçlanır. Belirtiler de göz önünde bulunmalıdır çünkü tedaviden önce tanıdan mutlaka emin olunmalıdır. Belirli bir migren ilacı, migren taklidi olan bir hastada yararsız olacaktır, hatta tehlikeli de olabilir.

1) Akut Tedavi: Tedavi, atağa göre ve atağı yaşayan kişiye göre biçimlendirilmelidir. Önceki tedavi geçmişi öğrenilmeli ve başarılı/başarısız durumlar sorgulanmalıdır. Akut tedavi, baş ağrısı başladıktan sonra bunu geri çevirmeyi veya baş ağrısının ilerlemesini durdurmayı amaçlar. Seçilecek ilaç, baş ağrısı ataklarının şiddeti ve sıklığına, ilişkili belirtilerin durumuna, diğer hastalıklarının varlığına ve daha önceki tedavilere cevap şekline göre belirlenir. Aşırı ilaç kullanımı ve yan etkiler göz önünde bulundurulmalıdır.

2) Önleyici (Profilaktik) Tedavi: Baş ağrısı var olsun veya olmasın atak sıklığını, şiddetini ve süresini azaltmak için önleyici (profilaktik) tedaviler uygulanır. Atağın öncesinde verilebileceği gibi kısa veya uzun vadeli de verilebilir. Varlığı bilinen bir tetikleyici olduğunda veya baş ağrısının öncü bir belirtisinin varlığı durumlarında da verilebilir.

Tedavi Önceliklerinin Belirlenmesi: Tedavinin hedefi, baş ağrısının ve buna ilişkin diğer belirtilerin giderilmesi ya da önlenmesi ve hastanın mümkün olduğunca normal işlevlerine geri döndürülmesidir.

D) Migren Statusu: Baş ağrısı evresi (tedavi edilsin ya da edilmesin) 72 saatten uzun süren migren ataklarına migren statusu denir. Şiddetli ve sürekli baş ağrısı ve buna sıkça eşlik eden bulantı ve/veya kusma görülür. Migren statusu akut bir nörolojik bozuklukluğa ikincil olarak da ortaya çıkabililr. Tedaviye başlanmadan önce baş ağrısının ciddi organik nedenlerinin dışlanması gereklidir.

Bütün baş ağrıları her yaşta önemlidir. Bu nedenle özellikle hayatında ilk kez baş ağrısı çeken hastalar, tedaviye cevap vermeyen kişiler, her zamankinden farklı bir ağrının geliştiği durumlarla karşılaşanlar, eşlik eden nörolojik belirtileri olanlar daima hekime başvurmalıdırlar.

Prof. Dr. Safiye Bilgin

Nöroloji Uzmanı

 

 

 
REFLÜ NEDİR?

Tanımı

Mideden yemek borusuna kaçan asidin; mide, yemek borusu, boğaz, ses telleri ve akciğerlerde yaptığı tahrişle ortaya çıkan bulgulara reflü hastalığı denir. Reflü, gün içinde ayakta veya gece yatakta olabilir. Bazı hastada gece, bazı hastada gündüz reflüsü ön plandayken, kimi hastalarda da hem gece hem gündüz reflüsü olabilir. Gece ve gündüz reflüsü benzer sıklıkla görülürken, gece reflüsü daha ciddi seyreder. Gece reflüsü ile gündüz reflüsünün oluş mekanizmaları, bulguları ve tıbbi tedavileri farklılık gösterir.

Görülme sıklığı

Reflü yeni bir hastalık değildir ancak tanı yöntemlerinin gelişmesi ve hastalığın daha fazla anlaşılması üzerine, sanıldığından yaygın olduğu anlaşılmıştır. Eskiden gastrit, ülser veya safra kesesi hastası olduğu sanılanların bir kısmının reflüsü olduğu anlaşılmıştır. Bu hastalığın görülme sıklığı batı toplumlarında daha fazladır. Amerika'da her 4 kişiden birisinin reflü yakınması olduğu bilinmektedir. Ülkemizde de özellikle şehirlerde veya şehir tipi yaşam ve beslenme alışkanlığı olanlarda daha sık görülmektedir.

Reflü neden olur?

Reflüye neden olan değişik faktörler vardır: bunların bir kısmı kontrol dışı, bir kısmı önlenebilir faktörlerdir. Yemek borusu ile mide arasında gevşek bir kapakçık mekanizması vardır. Yiyeceklerin sadece aşağı doğru tek yönlü hareket etmesine izin veren bu kapakçık mekanizmasının bozulması bir faktördür. Ayrıca, göğüs boşluğu içinde negatif basınç, karın boşluğu içinde pozitif basınç vardır. Midenin ve kapakçık mekanizmasının normal yeri karın boşluğudur. Mide fıtığı olan hastalarda, midenin bir kısmı veya onunla beraber kapakçık mekanizması göğüs boşluğuna kaymıştır. Mide fıtığı olan hastalarda, hem kapakçık mekanizması bozulmuştur, hem de göğüs boşluğundaki negatif basıncın etkisi ile mide içeriği yemek borusundan yukarı kaçar. Yine kişinin kontrolü dışında sayılabilecek bir neden de genetik faktörlerdir; bazı ailelerde reflü hastalığı sık görülür.

Reflüyü etkileyen kontrol edilebilir faktörler ise kişisel yaşam biçimi tercihlerimizdir. Yıllar içinde edindiğimiz bu alışkanlıklarımızı değiştirmek güç olabilir ama reflünün tıbbi tedavisinde çok önemli bir yere sahiptir: örneğin alkol ve sigarayı bırakmak, kilo vermek, gelişigüzel kullandığımız ilaçları kesmek, öğünlerde küçük porsiyonlar yemek, dokunan gıdalardan kaçınmak, gazlı, sodalı veya kafein içeren içecekler tüketmemek gibi.

Reflüyü önleyen mekanizmalar

Gıdaların sindirilmesi için mide asit üretir. Normal şartlar altında bu asit, gevşek kapakçık mekanizmasından yemek borusuna doğru kaçabilir. Vücudumuzda reflüyü veya reflünün etkilerini önleyen koruyucu mekanizmalar vardır. Örneğin tükrük salgısı mide asidini nötralize eder, yemek borusunun pompa işlevi, yukarı kaçan asidin hemen mideye geri gönderilmesini sağlar. Uzun süren reflü ataklarının etkisi, koruyucu mekanizmaların gücünü aştığı zaman reflü bulguları ortaya çıkar. Bu bulguların haftada en az 3 kez görülmesi reflü hastalığıdır. Bu bulguların haftada 3 kez ve 6 aydan fazla devam etmesi halinde kronik reflü hastalığından söz edilebilir. Kronik reflü hastalığı, yemek borusu alt ucunda tahrişe (Barret özofajit) ve ülserlere neden olur. Bu durum önceden fark edilip uygun şekilde tedavi edilmediği durumda kansere dönüşebilir. Bu nedenle, kronik reflü yakınması olan hastaların yemek borusu alt ucundaki doku yıllık takipler ile kontrol edilmelidir.

Reflü ve mide fıtığı

Mide fıtığı diyafram üzerindeki açıklıktan midenin göğüs boşluğuna doğru kayıp yer değiştirmesidir. Midenin yukarı kayması sonucu, kapakçık sistemi de göğüs boşluğuna çıkar ve çalışma mekanizması bozulur. İki tip mide fıtığı vardır. Birisi kapakçık ile birlikte kayma, diğeri ise kapakçık sisteminin yerinde kaldığı, midenin yemek borusunun yanından göğüs boşluğuna çıktığı fıtık. İkinci tip fıtıklar komplikasyonları açısından daha tehlikelidir. Mide fıtığı olduğunda, hem kapakçık mekanizması bozulduğundan, hem de midenin bir kısmının negatif basınç içeren göğüs boşluğuna kayması nedeni ile reflü görülür. Mide fıtığı olan hastalarda yakınmaların kontrol altına alınması daha zor olabilir; ayrıca yemek borusu alt ucundaki doku hasarı görülme sıklığı da fazladır. Reflü hastalarının yaklaşık yarısında mide fıtığı da vardır.



Bulgular

Reflü bulguları, asidin tahrip ettiği mide, yemek borusu, ağız, geniz, nefes borusu ve akciğerler gibi farklı organ ve sistemlerden kaynaklanır. Yakınmaların çok çeşitli olması, ilgili merkezler dışında kesin tanıyı güçleştirir. Göğüste yanma ve ağıza acı su gelmesi tanı koydurucu bulgulardır ancak bu tipik yakınmalar hastaların ancak yarısında görülür. Diğer yarısında ise midede yanma ekşime, dolgunluk hissi, bulantı-kusma, ses kısıklığı, sesin sabahları çatallanması, inatçı bir öksürük, boğazda takılma hissi veya sıklıkla boğazı temizleme ihtiyacı, astım, farenjit, ağız kokusu, dişlerde mine kaybına bağlı hassasiyet gibi atipik bulgular vardır. Bu yakınmaların reflü dışında gastrit, ülser, safra kesesi ve pankreas hastalıkları, üst ve alt solunum yolları hastalıkları ve
kalp hastalıklarında da görülebildiğini unutmamak gerekir.

 

Reflü öncelikle insanın yaşam kalitesini bozan bir hastalıktır. Özellikle yemek sonrası ortaya çıkan yakınmalar süreklilik kazandığında hastanın canını sıkabilir. Ayrıca yemek borusunun mide sıvısına maruz kaldığı süre uzadıkça bu bölgede kalıcı doku hasarları ortaya çıkar. Yıllar süren reflü sonucu yemek borusunda kanama, darlık, yemek borusu ve gırtlak kanseri gelişebilir. Reflü uyku kalitesinde bozukluk, horlama ve uyku apnesi de yapabilir. Son yıllarda uyku apnesi sonucu uykuda ani ölümler bildirilmektedir. Reflünün olumsuz etkisi daha çok hastanın yaşam kalitesi ile ilgilidir ancak uzun süren ve tedavi edilmeyen vakalarda ölümle sonuçlanabilecek ciddi komplikasyonlar da olabilir.


http://www.reflumvar.com/reflu_nedir.asp

 

 
REFLÜ TANISI

Öykü ve muayene:

Reflü hastalığı değişik organlardan kaynaklanan yakınmalar gösterir. Başka hastalıklarla hep karıştığı için, hastayı iyi dinlemek, anlattıklarını doğru yorumlamak ve reflüyü ayırıcı tanılar içinde unutmamak gerekir. Reflü hastalığının çok önemli iki bulgusu; mide ve göğüs kemiği arkasında yanma hissi ile ağıza acı su gelmesidir. Bunlardan birinin dile getirilmesi halinde hastanın reflüsü olduğu anlaşılır. Ancak hastaların çoğunda bu yakınmalar yerine atipik bulguların ön planda olması, kesin ve ayırıcı tanı için ileri tetkikleri gerekli kılar.

Gastroskopi

Ağızdan itibaren, yutak, yemek borusu, mide ve onikiparmak bağırsağının direkt göz ile tetkik edildiği tanı yöntemidir. İşlem sırasında hafif bir anestezi biçimi olan sedasyon uygulandığından hasta için son derece kolay ve rahattır. Gastroskopi tetkiki için sadece  aç karnına hastaneye gelmek yeterlidir. Yaklaşık 10 dakika süren bu tetkiki takiben kişi evine veya işine dönebilir. Gastroskopi ile sindirim sistemi içinde ülser, gastrit, iyi ve kötü huylu tümörler ile diğer hastalıkları görme ve biopsi alma şansı vardır. Reflü hastalarına birkaç nedenle gastroskopi yapılır: yemek borusu alt ucundan parça alıp aside bağlı kronik tahriş (Barret özofagus) olup olmadığını anlamak, reflüye bağlı sindirim sisteminde başka yerlerde tahriş olup olmadığını görmek ve midenin diğer hastalıklardan ayırt etmek. Bu nedenler arasında yemek borusu alt uçtaki Barret zaman içinde kansere dönüşme tehlikesi taşıdığından, kronik reflü hastalığı olan kişilerde, bir yaştan sonra her yıl tekrarlanmalıdır.


pH Ölçümü

Hastalığın kesin tanısı için kullanılan yöntemdir. Bel kemerine takılan bir ölçüm cihazı ile yemek borusu ve mide içindeki asit değişiklikleri 24 saat boyunca izlenir ve hastanın reflüsü olup olmadığı anlaşılmış olur. 24 saatlik pH ölçümü ile sadece hastalığın tanısı değil aynı zamanda reflünün tipi ve ne gibi faktörler ile tetiklendiği de anlaşılır. Örneğin hastanın gündüz reflüsü mü olduğu yoksa gece yattığında mı reflüsü olduğu tedavi açısından çok önemlidir. Yine bu cihaz sayesinde, hastanın yakınmaları ile reflü arasındaki ilişki, o hastada hangi gıdaların reflüyü başlattığı görülür. Bu şekilde hastaya göre kişisel bir tedavi hazırlamak, hastanın tedaviye inancını ve katılımını arttırmak, tıbbi tedaviden daha yüksek başarılar sağlamak gibi avantajları vardır. Böylece daha fazla hastayı ameliyatsız tedavi etme şansı olur.

Manometre

Manometre, yemek borusu içindeki ve alt ucundaki kapakçıktaki basıncı ölçmeye yarayan bir tıbbi cihazdır. Yemek borusu alt ucundaki kapakçık sisteminin basıncını görüp, doğru çalışıp çalışmadığını anlamak mümkündür. Ayrıca yemek borusunun içindeki basıncı ölçerek, yemek borusunun içindeki gıdaları aşağı doğru pompalama işlevini ne kadar yerine getirdiğini görme şansı vardır. Manometre tetkiki, reflü hastaları için hem ayırıcı tanı da hem de ameliyat öncesi hazırlık aşamasında kullanılır.

Yemek borusu filmi

Yemek borusunun yutma esnasında çekilen ilaçlı filmi de yine yutma ve yutma borusunun işlevi hakkında bilgiler verir. Reflüyü diğer yemek borusu hastalıklarından ayırmak, ameliyat hazırlığı veya ameliyat sonrası yutma fonksiyonu kontrolü maksadıyla kullanılabilir.

Ayırıcı tanı

Reflü hastalığı gastrit, ülser, safra kesesi hastalıkları, farenjit, sinüzit, astım, alerji, akciğer hastalıkları ve kalp hastalıkları ile kolayca karışabilir. Bazen de astımı, akciğer hastalığı veya farenjiti olan kişinin hastalığını tetikleyebilir veya tedavisini zorlaştırabilir. Kesin tanının konması bu nedenle ilgili merkezler dışında zor olabilir. Halbuki, kronik bir hastalık olan reflüde kesin tanı çok önemlidir. O nedenle "GERÇEKTEN REFLÜ HASTALIĞINIZ VAR MI ?" sorusu başlangıç için iyi bir noktadır. Özellikle kronik reflü hastalığı olup da, ömür boyu diyet/ilaç ile ameliyat arasında karar vermek durumunda kalmadan önce mutlaka pH metre tetkikini yaptırmak ve yakınmaların reflüden kaynaklandığından emin olmak gerekir.

 
 
REFLÜ TEDAVİSİ

Yaşam düzenlenmesi

Hastaların pek çoğunda yaşam biçimi ve beslenme alışkanlığında ufak tefek değişiklikler ile reflü yakınmaları ortadan kalkabilir. Örneğin gece geç saatte yemek veya akşam öğününde fazla yemek gece reflüsüne neden olur. Eğer hasta akşam yemeğinden kısa bir süre sonra tam dolu mide ile uzanırsa, reflü oluşması kaçınılmazdır. Dolayısıyla akşam yemeğinde az ve hafif şeyler yiyip, yemek ile yatma arasındaki süreyi uzun tutmak gerekir.

Yaşın ilerlemesi ile birlikte mideyi koruyan faktörler zayıflarken; mide ve yemek borusu, asidin yakıcı etkisine daha hassas hale gelir. Yıllar içinde insanlar daha hareketsiz ve pasif bir yaşama yönelir; bunun sonucu yatakta geçen zaman ve reflü artar. Yine yaş ile birlikte alınması gereken ilaçlar olmaya başlar. Alınan bu ilaçlar, yemek borusunun iç yüzeyini tahriş edici özelliğe sahip olabilir, mide boşalmasını geciktirebilir, tükürük üretimini yavaşlatabilir, ülsere neden olabilir veya yemek borusu alt ucundaki kapakçığın gevşemesine yol açabilir. Tüm bunların sonucunda hastanın reflü yakınmaları artacaktır.

Hastanın yatağı, yatağın pozisyonu, kullanılan şilte ve yastık gece reflülerini önleme de çok önemlidir. Gece reflüsünün oluşturduğu bulgular hasta tarafından fark edilmeyebilir. Uykunun kalitesi düşer, hasta sabah uyandığında kendisini dinlenmemiş ve yorgun hisseder. Gece reflüsünün bulguları, mide yanması, ağıza acı su gelmesi, öksürme, boğulma, hava açlığı, sabahları ağızda kötü bir tat veya aşırı kuruluk olabilir. Nadir durumlarda gece ağza gelen su akciğerlere kadar gidip kronik akciğer hastalıklarına neden olabilir.

 

Gece reflüsü sadece akşam yemeğinde yenilenler ve miktarlarına bağlı değil, hastanın yatağı ve yatış pozisyonu ile de ilgilidir. Normal yatış pozisyonunda, mide ve yemek borusu aynı hizada olur. Bu pozisyon, mide içeriğinin ve asidin kolayca yemek borusuna akmasına, yani reflüye neden olur. Hastanın yatış pozisyonu, yemek borusu ve mide aynı hizada olmayacak şekilde ayarlanmalıdır. Bu yükseklik için baş altına ikinci bir yastık konması yanlıştır, yükseltmenin bel hizasından yapılması gerekir. Bunun için kullanılabilecek üç model vardır. En basit ve ekonomik olanı, yatağın baş tarafındaki ayaklarının altına yaklaşık 12-15 cm yüksekliğinde takoz koyup tüm yatağı eğimli hale getirmektir. İkinci yöntem kama şeklinde reflü yastığı kullanmaktır. Üçüncü yöntem ise, özellikle evli çiftler için en uygun ve konforlu olan her iki taraf yatak başı ayrı ayarlanan elektrikli yataklardır.

Fazla kilolarımızın sağlığımız üzerine farklı yönlerden olumsuz etkisi vardır. Aşırı kilolu olmak, kalp hastalıkları, diyabet, yüksek tansiyon, inme, bazı kanserler ve reflü hastalığı için risk faktörüdür. Aşırı kilolar farklı nedenlerle reflü mekanizmasını harekete geçirir. Fazla kilolar mide üzerinde ilave bir baskı oluşturur. Bunun sonucu mide içeriği, yemek borusu alt ucunu zorlayıp yukarı kaçar ve reflü bulgularına neden olur. Bazı şişmanlar kötü beslenme alışkanlığına sahiptir, fast foodlarla veya yüksek kalorili, aşırı yağlı gıdalarla beslenirler. Dahası öğünlerde daha büyük porsiyonlar tüketir ve yatmadan kısa süre önce de atıştırırlar. Çok şişman kişilerin diğer kronik hastalıklara da yatkın ve bu nedenle sürekli ilaçlar almak zorunda olduğunu düşürsek, bunların hepsi reflünün oluşmasına katkı yapar. Bu hastalarda biraz kilo vermek ve yemek alışkanlığında ufak tefek düzenlemeler ile ciddi ilerlemeler sağlanır.

Beslenme rejimi

Değişik gıdalar reflü yapabilir veya midenin salgıladığı asit miktarını artırabilir. Bunlar arasında yağlı yiyecekleri, acılı-baharatlı gıdaları, karbonlu gazlı içecekleri, çikolata, nane ve alkolü hemen sayabiliriz.

Yağlı gıdaların sindirimi diğerlerinden daha zordur. Bu nedenle midenin daha fazla asit salgılamasına neden olurlar ve mideyi daha geç terk ederler. Her iki etki de, yani daha fazla asit üretilmesi ve midenin geç boşalması, reflü oluşumuna katkı yapar. Aynı şekilde baharatlı yiyecekler de asit yapımını hızlandırır, reflü hastalığı olan kişilerin bir kısmı, baharatlı yiyeceklerden sonra yanma veya rahatsızlık hisseder.

Alkollü içecekler iki şekilde reflü oluşumunu tetikler: Birincisi alkol yemek borusu için zararlı etkiye sahiptir ve direkt tahrip olmasına neden olur. İkincisi alkol adaleleri gevşetir; yemek borusu alt ucundaki kapakçık mekanizmasının da gevşemesine ve mide içeriğinin geri kaçmasına neden olur.

Karbonlu içecekler, değişik yollarla reflüye neden olur. Örneğin kolalı içecekler kafein içerir: kafein yemek borusu alt ucundaki kapakçığı gevşetir ve açılmasına neden olur. Yine gazlı içecekler mide içinde aşırı gaz oluşumuna ve şişmeye neden olur. Bu gaz geğirme, hıçkırık yapabildiği gibi, mide içindeki basıncın artması ile reflüye de neden olur. Son olarak da tüm gazlı sodalı içecekler asidiktir ve mide içindeki asit yükünü artırırlar.

Pek çok yiyecek, yemek borusu ile mide arasındaki kapakçığın açılmasına ve reflüye neden olurlar. Bu yiyeceklerden ve içeceklerden uzak durmak, reflü yakınmalarının kontrol altına alınmasını sağlar ve ilaç kullanım ihtiyacını azaltır. Yukarıda tanımlanan yiyecekler dışında limonlu yiyecek ve içecekler, portakal ve narenciye suları, domates, salça ve yiyecek sosları, soğan ve sarımsak da kimi kişilerde reflü yakınmalarına neden olur. Bunların bir kısmı asit salgısını arttırırken, bir kısmı kapakçığın gevşemesine neden olur. Özellikle bu gıdaların gece uyku öncesi tüketilmemesi gerekir. Yani, yatmadan önce kahvenin yanında küçük bir çikolata parçası reflü hastaları için iyi bir fikir değildir.

Pek çok meyve ve sebze, reflüsü olan hastalar tarafından rahatça tüketilebilir çünkü düşük yağ oranları, mideyi hemen terk etmeleri, ve düşük asit oranları ile hastayı rahatlatır. Eğer hazır meyve suyu içilecek ise, asit oranı en düşük olanlarını tercih etmek gerekir.

Reflü hastaları süt ve süt ürünlerini sorunsuz tüketebilirler. Bu ürünler seçilirken dikkat edilmesi gereken nokta yağsız veya az yağlı olanlarının tercih edilmesidir. Yine reflü de kullanılabilen yiyecekler arasında yoğurtlar, soya ürünleri, tofu peyniri ve diğer az yağlı peynirler sayılabilir. Tüm bu gıdalar aynı zamanda sağlıklıdır, kilo kontrolü sağlar, ciddi miktarlarda protein, kalsiyum ve diğer mineralleri içerir.

Yine düşük yağ oranı olan etler tüketmek sağlıklı pişirilmesi koşulu ile reflü hastalarının beslenme rejimi içinde vardır. Tüm besinlerde yağsız veya düşük yağ ile hazırlama reflü hastalarının mutlaka dikkat etmesi gereken bir durumdur. Kafeinsiz kahve ve diğer içecekler de hastaların daha sorunsuz bir yaşam sürmesine yardımcı olur.

Bu önerilere uymak, kilo artışını önler, yemek borusu alt ucundaki kapakçığın gevşemesine engel olur, asit salgılanmasını azaltır ve sonuçta da da kişinin daha sağlıklı beslenme alışkanlığı edinmesini sağlar. Bu konuda daha ayrıntılı bilgi için hastanemizin diyet uzmanı Suzan ELPE?den randevu alabilirsiniz.

İlaçlar

Başlangıç düzeyindeki bir refü hastasının ilk tedavisi yaşam biçimi ve beslenme değişikliği olmalıdır. Hastanın yaşamında yapabileceği küçük değişiklikler yakınmalarda önemli düzelmeler sağlar. Buna karşılık, önlemleri almaya rağmen hastada sürdürülebilir bir rahatlık hali sağlanamıyorsa ilaç tedavisi başlamak gerekir.

Reflü hastalığının tedavisi için farklı etki mekanizmaları ve farklı etki dereceleri olan birkaç çeşit ilaç grubu vardır. Bunlar içinde en basitleri güvenli, ucuz ve en az yan etkiye sahip olan anti asitlerdir. Bu ilaçlar reflü olduğu anda alınır ve mide içindeki asidi nötralize edip yanmayı önler. Anti asitlerin eczanelerde farklı isimler altında satılan çeşitli örnekleri vardır. Reflü önlemede bir etkisi olmayan bu ilaçlar genel olarak acil durumlarda sıkıntıyı dindirmek için kullanılır.

Daha sık tekrar eden ve daha fazla yakınma oluşturan reflü durumlarında düzenli ilaç kullanımı ve semptomların olmadan önlenmesi gerekir. Reflü hastalığında kullanılan bir grup ilaç da, mide asit salgılamasını önleyerek yakınmaları ortadan kaldırır. H2 reseptör blokeri ve proton pompa inhibitörü ilaçlar en yaygın kullanılan ilaçlardır. Teorik olarak midenin hiç asit üretmemesi ve dolayısıyla reflü bulgusu olmamasını sağlar. Bu ilaçların istenmeyen yan etkileri ve maliyetleri gibi unsurlar uzun kullanımlarda gündeme gelmekte ve ilacın yararlılığını azaltmaktadır.

İdeal olanı tıbbi tedaviyi hastanın yakınmalarının tipine ve şiddetine göre düzenlemektir. Nadir reflü yaşayan hastalar için anti asitler yeterli olabilir. Bir porsiyon acılı Adana yedikten sonra yakınmaların olacağını bilen hasta, yemek öncesi bir tablet H2 reseptör blokeri ile sorununu geçiştirebilir. Reflü yakınmaları sık ve ağır seyreden hastalar için proton pompa inhibitörleri en uygun tedavi grubudur.

Tıbbi tedaviden olumlu yanıt alınması koşullarından birisi hastaya 24 saatlik pH ölçümü yapılmasıdır. Gün boyu yaşanan reflü ataklarının kaydedilip ertesi gün bilgisayarda incelenmesi sonucu hastaya özel tedavi protokolü hazırlanması mümkündür. Tedavinin bu şekilde kişiselleştirilmesi, tıbbi tedaviden alınan başarıyı yükseltecek ve daha az hastanın tedavisinde ameliyat gerekecektir.

Cerrahi tedavi

Reflü hastalarının büyük bir çoğunluğu yaşam ve diyet düzenlemesi veya ilaç desteği ile ameliyat olmaksızın yaşamını sürdürebilir. Buna karşılık, yemek borusu alt ucunda sürekli asit tahrişine bağlı doku hasarı (özofajit) oluşmuş hastalarda hastalık farklı bir evre veya farklı bir alt tip olarak değerlendirilmelidir.

Asit ile yıllar boyunca sürekli yıkanan yemek borusunda yalnızca özofajit olmayabilir. Yemek borusunun içini döşeyen hücreler kronik tahrişten kendilerini korumak için zamanla mide hücresine benzemeye başlarlar. Bu dönüşüme veya böyle bir dönüşüm gösteren yemek borusuna Barret özofagus denir. Bu hücresel dönüşüm uzun dönemde kanser riski doğurur. Bu nedenle özofajiti olan hastaların takip ve tadavileri, diğer gruptan farklıdır. Yemek borusunda özofajit ve Barret gelişmiş olan hastalarda riskin büyüklüğü nedeni ile cerrahi tedavi daha uygundur.

Kendisine önerilen tedaviyi uygulamakta sorun yaşayan hastalar ile ilacı kesince şikayetleri hızla yeniden ortaya çıkan hastalarda da cerrahi tedavi kesin çözüm olabilir.

Küçük bir grup hastada reflünün nedeni midenin asit içeriği değil, onikiparmak bağırsağı bölgesinden gelen safralı sıvı olabilir. Bu hastalarda da tıbbi tedavi ile uygun sonuç alınamaz ve cerrahi tedavi uygulamak gerekebilir.

Ameliyat genel anestezi altında laparoskopik yöntemle karın duvarına açılan 5 minik delikten uygulanır. Tüm laparoskopik ameliyatlarda olduğu gibi önce karın içi CO gazı ile şişirilir. Yemek borusu ile midenin birleştiği yer bulunur. Eğer hastada mide fıtığı varsa bu bileşke yeri karın içinden yukarı kaymış, göğüs boşluğu içine geçmiştir. Mide tekrar aşağı çekilip, kapakçığın olduğu bölge olması gereken normal yerine tespit edilir. Midenin yeniden yukarı kaçmasını önlemek için diyaframdaki açıklık dikişle veya özel fıtık yamaları ile onarılır. Mide ile yemek borusunun birleştiği yere, mideden yapılan bir manşon dikilip, buradaki kapakçığın sıkılığı arttırılır.

Ameliyatı takiben hastalar ertesi günü taburcu edilir. İlk günlerde sulu gıda ile beslenen hastanın yemek rejimi yavaşça açılıp yaklaşık bir hafta içinde normal beslenmesi sağlanır. Ameliyat reflü hastalığında kesin çözümdür ve doğru tanı, doğru seçilmiş hastalarda uzun dönem başarı oranları % 95 civarındadır. Ayrıca ilaçların reflüyü önlemediği sadece reflü olan sıvının içindeki asidi nötralize ettiğini unutmamak gerekir. Dolayısıyla ilaçlar geçici, cerrahi ise kesin tedavi gibi düşünülebilir.

 

 
24 Saatlik pH Ölçümü

24s pH ölçümü, reflünün kesin tanısı için bilinen en güvenilir yöntemdir. Bu tetkik ile gün boyunca, mideden yemek borusuna kaçan asid ölçülür. Tetkik sırasında hastanede kalmanız gerekmez, işinize gidebilir veya evinizde normal bir gün geçirebilirsiniz.

24s pH ölçümü reflü olduğu düşünülen herkese kolayca ve güvenle uygulanabilir. Kateter takılırken de çıkartılırken de ağrı veya sızı duymazsınız. Bu yöntem sayesinde yıllardır sebebi anlaşılamamış çeşitli şikayetlerin kesin tanısı artık mümkündür.



  • özellikle mide yanması olan fakat ilaç tedavisinden fayda görmeyen hastalarda,
  • gastroskopide reflüye ait bulgu saptanamayan hastalarda,
  • göğüs ağrısı, öksürük, boğazda takılma hissi, yutma güçlüğü, astım gibi atipik reflü yakınmaları olan hastalarda Ph ölçümü yapılmalıdır.
Ölçüm öncesi nelere dikkat edilmeli ?

Bazı ilaçlar 24s pH ölçüm sonuçlarını değiştirebilir. Bu nedenle kullandığınız ilaçları, geçirmiş olduğunuz rahatsızlıkları, kronik hastalıklarınızı ve varsa gebelik durumunu mutlaka doktorunuza bildirmelisiniz. Özellikle mide ilaçları tetkik öncesinde veya sırasında kullanılmamalıdır.

En az bir hafta önce kesilmesi gereken ilaçlar
  • Proton pompa inhibitörleri : Lansor, Pantpas, Nexium vb.
  • H2 reseptör blokerleri : Famodin, Zantac vb.
Tetkik günü alınmaması gereken ilaçlar
  • Antasidler : Talcid, Rennie, Gaviscon, Alka-Seltzer vs.
  • Kalsiyum kanal blokerleri : Adalat, İsoptin, vs.
  • Nitratlar : İsordil, vs
24s pH incelemesi nasıl yapılır ?

Oturur pozisyonda buruna anestezik sprey uygulanır. Yaklaşık 2 mm'lik bir kateter burundan yemek borusuna yerleştirilir. Kateterin dışarıdaki ucu mobil pH-metre cihazına bağlanır. Cihaz üzerindeki düğmeler sayesinde şu bilgileri kaydeder:
  • Yeme-içme zamanları
  • Yatma-uzanma zamanları
  • İlaç kullanımı
  • Şikayetleriniz
Cihazla ilgili nelere dikkat etmeliyim ?

Cihaz üzerinde bilgi girmeye yarayan 4 adet düğme bulunur. 
  • Yatma-uzanma düğmesi : Uzanma, uyuma, kestirme, uzun oturma gibi pozisyon değişikliklerinde bu düğmeye basarak işlemi başlatmak, tekrar dik pozisyona gelindiğinde ise aynı düğmeye basarak cihazı uyarmak gerekir.
  • Yeme-içme düğmesi : Yemek veya içme öncesi düğmeye basarak cihaza bilgi girmek, yeme içme eylemi bittiğinde de aynı düğmeye basarak işlemi sonlandırmak gerekir.
  • Şikayet düğmesi : Doktorunuza başvuru şikayetiniz ne ise, bu şikayet oluştuğunda basmanız gerekir. Her şikayet oluştuğunda düğmeyi kullanmanız gerekir. Şikayet esnasında bir kere basmanız yeterlidir.
  • İlaç düğmesi : Bir ilaç aldığınızda basmanız gereken düğmedir.
Ph-metre takılı olduğu sürece neler yapmalıyım?
  • Aktivite : Normal günlük yaşantınıza devam edin. Birçok kişi aktivitelerini kısıtlamak, gününü daha çok istirahat ederek geçirmek ister fakat bu tamamen yanlıştır. Çünkü önemli olan inceleme boyunca, her zaman ki gibi sıradan bir gün geçirmenizdir.
  • Yeme-İçme : Günlük yeme ve içme alışkanlıklarınızı devam ettirmeniz gerekir. Özel bir diyet yada kısıtlama Ph ölçüm sonuçlarını etkileyecektir. Sizin şikayetlerinizi ortaya çıkaran yada arttıran yiyecek ve içecekleri özellikle yemelisiniz. Dilediğiniz kadar su içebilirsiniz.
  • Yatma : Günü kesinlikle yatarak geçirmeyin. Günlük aktivitelerinizden ödün vermeden her akşam kaçta yatıyorsanız yine öyle davranın.

 

 
  Bugün 3 ziyaretçi (3 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=